top of page
Ara

SÖZLEŞMEDEN DOĞAN BORÇLARIN İFASINDA BAŞLANGIÇTAKİ VE KURULMASINDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN İMKANSIZLIKLA


Borcun ifasının imkânsızlığından kasıt, borcun ifasının hiçbir şekilde mümkün olmamasıdır. Borcun ifasının imkânsız olması maddi imkânsızlık ya da hukuki imkânsızlık şeklinde ortaya çıkabilir.

İMKÂNSIZLIĞIN ÇEŞİTLERİ

  1. Maddi İmkânsızlık: Borcun ifasının maddi olarak temin edilmesinin mümkün olmamasıdır. Doktrinde ve uygulamada maddi imkânsızlık, mücbir sebep olarak adlandırılmaktadır.

  2. Hukuki İmkânsızlık: Sözleşmeden doğan bir borcun ifasının, sözleşmenin kurulmasından önce veya sonra ortaya çıkan bir hukukî engel nedeniyle mümkün olmaması halinde, söz konusu borcun ifası bakımından hukukî imkânsızlık meydana gelir.

  3. Objektif İmkânsızlık: Borcun ifasının, borçlunun yerinde kim olsaydı onun içinde imkânsız olması anlamına gelmekte olup bu imkânsızlık türünde, borçlunun şahsına veya işletmesine mahsus nedenlere dayanan bir imkânsızlık söz konusu değildir.

  4. Sübjektif İmkânsızlık: Borçlunun, işgücü, sağlığı, yetenekleriyle ilgili olarak şahsına veya işletmesine yönelik nedenlerden dolayı sözleşme ile yüklenilen edimin ifasının imkânsızlaşmasıdır.

A-SÖZLEŞMENİN KURULMASINDAN ÖNCE ORTAYA ÇIKAN OBJEKTİF

İMKÂNSIZLIK:


A.1. İmkânsızlığın Borçlu Tarafından Bilinmemesi Durumunda;

  • Sözleşme kesin hükümsüzdür.

  • Her iki taraf için de hak ve borç doğmaz.

  • Borçlu daha önceden bir şey almışsa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmelidir.

A.2. İmkânsızlığın Borçlu Tarafından Bilinmesi veya Bilinebilecek Halde Olması Durumunda;

Sözleşme kesin hükümsüzdür. Ancak bu durumda borçlunun alacaklıya karşı sözleşme öncesi görüşmelerde dürüst davranmadığı(Culpa İn Contrehendo) gerekçesiyle sorumluluğu vardır ve karşı tarafın menfi zararını ödemek zorundadır.

B-SÖZLEŞMENİN YAPILMASINDAN ÖNCE ORTAYA ÇIKAN SÜBJEKTİF

İMKÂNSIZLIK:


Sözleşmenin kurulmasından önce sübjektif imkânsızlığın mevcut olması halinde, sözleşmenin ayakta ve geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda borçlu borcunu ifa ile yükümlüdür. Borçlu, kusuruyla ifayı gerçekleştiremezse Borçlar Kanunu’nun 112. maddesinde yer alan; “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme uyarınca alacaklının her türlü zararını tazmin etmeye mecburdur. Bu kapsamda; borçlunun sözleşmeden kaynaklanan zararı müspet olacağı gibi menfi de olabilir. Borcun hiç ifa edilmemesi durumunda menfi zarar; gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ise müspet zarar talep edilebilecektir. Müspet zarar, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle uğranılan zarar ve mahrum kalınan kardır. Menfi zarar ise, sözleşmenin geçerli olduğu inancıyla yapılan masraflar ve kaçırılan kazanç kayıplarıdır. Ayrıca, tazminat talep edilebilmesi için borçlunun kusurlu olması ve alacaklının zarara uğraması gerekmektedir.

C-SÖZLEŞMENİN YAPILMASINDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN İMKÂNSIZLIK:


Sözleşmeden doğan bir borcun ifasının, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bir maddi engel nedeniyle mümkün olmaması halinde, söz konusu borcun ifası bakımından maddi imkânsızlık meydana gelir. Maddi imkânsızlık, TBK 112 ve TBK 136 anlamında bir imkânsızlık durumudur. Tüm imkânsızlık hallerinde olduğu gibi, maddi imkânsızlık hallerinde de sözleşmede kararlaştırılan edimi aynen ifa borcu sona erer. Geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu durumlarda ise aynen ifa borcu sona ermeyip, hukukî engel var olduğu sürece ertelenir. Aynen ifa borcunun sona ermesi veya ertelenmesi nedeniyle taraflardan herhangi birinin uğradığı zararın tazminini karşı taraftan talep edebilip edemeyeceği, imkânsızlıktan taraflardan hangisinin sorumlu olduğuna bağlıdır. Söz konusu sorumluluk öncelikle taraflar arasındaki sözleşmeye, bu konuyu düzenleyen bir sözleşme hükmünün bulunmaması halinde ilgili kanun hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan maddi imkânsızlık halinde, imkânsızlıktan hangi tarafın sorumlu olacağına ilişkin taraflar arasında akdedilen sözleşmede bu hususta herhangi bir düzenleme bulunmaması halinde ilgili kanuni düzenlemeler olan TBK madde 112 ve TBK madde 136 birlikte değerlendirilecektir. Söz konusu iki kanun maddesinin birlikte değerlendirilmesinde şu sonuçlar ortaya çıkar: Sözleşmenin kurulmasından sonra borcun ifasının imkânsız hale gelmesi durumunda, alacaklının sözleşme gereği sahip olduğu, borcun aynen ifasını talep hakkı sona erer. Bu sonuç, imkânsızlıktan borçlunun sorumlu olup olmadığından bağımsız olarak ortaya çıkar. Sonraki imkânsızlığın borçluya yüklenebilen bir sebepten kaynaklanması halinde alacaklı, sona eren aynen ifayı talep hakkı yerine, uğradığı zararların tazminini talep hakkına sahip olur (TBK 112). Başka bir ifadeyle, borçlunun sorumlu olduğu sonraki imkânsızlık, aynen ifa talebinin tazminat talebine dönüşmesi sonucunu doğurur. Buna karşılık, sonraki imkânsızlığın borçluya yüklenemeyen sebeplerden kaynaklanması halinde böyle bir dönüşüm gerçekleşmez. Borçlu edimi aynen ifa yükümünden kurtulduğu gibi, alacaklının borcun ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararları tazmin etmekle de yükümlü değildir (TBK 136/I)

D-COVİD-19 SALGINININ TBK HÜKÜMLERİ ÇEVÇEVESİNDE SÖZLEŞMELERE

ETKİSİ:


Yukarıda genel olarak vermiş olduğumuz bilgiler ve TBK’nın diğer ilgili hükümleri çerçevesinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi (Salgın) ilan edilen COVİD-19 salgınının sözleşmelere etkisi ve tarafların sahip olabileceği haklar üzerinde durulacaktır. Bu kapsamda COVİD-19 salgınının mücbir sebep mi yoksa aşırı ifa güçlüğü mü teşkil ettiği ayrımı dikkate alınarak ilgili TBK hükümleri değerlendirilecektir. Öncelikle belirtmek isteriz ki; aşağıda yapılacak olan değerlendirmeler, taraflar arasında akdedilen sözleşmede, mücbir sebep ya da aşırı ifa güçlüğünün ortaya çıkması durumunda sözleşmeye uygulanacak herhangi bir maddesinin bulunmaması halinde söz konusu olacaktır. Zira, sözleşmede bu hususta düzenleme mevcut ise değişen koşullara öncelikle sözleşme hükümleri uygulanacaktır.


D.1.Covıd-19 Salgının Mücbir Sebep Olarak Kabulü Halinde Sözleşmelere Etkisi:


Mücbir sebebin tanımı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 27.02.2013 tarihli, 2012/10-1141 Esas ve 2013/282 Karar Sayılı ilamında şu şekilde yapılmıştır; “…Doktrinde mücbir sebep; genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan öngörülemez, karşı konulamaz ve dışarıdan gelen olağanüstü bir olay olarak tanımlanır. Mücbir sebep çoğunlukla yıldırım düşmesi, kasırga, deprem, sel gibi bir doğa olayı olabileceği gibi bazen savaş, genel grev, askeri darbe gibi beşeri ya da sosyal bir olay, hatta ithal yasağı, kamulaştırma gibi hukuki bir olay da olabilir… Mücbir sebepte öngörülemezlik ve kaçınılmazlık objektif yani herkes için geçerli olup, mutlak bir anlam taşır. Kaçınılmazlığın mutlaklığından amaç, teknik ve bilimin o andaki verilerine göre mevcut her türlü önlem alınsa, her türlü özen gösterilse bile ihlalin, dolayısıyla zararlı sonucun hiç kimse tarafından önlenememesidir…” l


Yargıtay kararında gösterilen unsurlar ve kriterler çerçevesinde tanımı yapılan mücbir sebep, borçlunun edimini ifa etmesini imkânsız hale getirmektedir. İfa imkânsızlığı, sürekli ifa imkânsızlığı ve geçici ifa imkânsızlığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Sürekli ifa imkânsızlığı, borcun ifa edilememesine yol açan engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması halinde gündeme gelmektedir. Geçici ifa imkânsızlığında ise borcun ifasının önündeki engel devamlı olmadığından bu engel ortadan kalktıktan sonra borç yerine getirilebilecektir.


Şu an ülkemizde Covid-19 salgınının gün geçtikçe daha çok yayılıyor olması ve hayatın olağan akışını önemli ölçüde olumsuz etkilemesi, sözleşmede öngörülen edimlerin ifasının objektif olarak imkânsızlaşmasına sebebiyet verdiğinden taraflar “salgın hastalık” mücbir sebebine dayanılabilecektir. Covid-19 salgını, mücbir sebep olarak kabul edildiğinde ortaya çıkan imkânsızlığın geçici veya sürekli olması yönünde bir ayrıma gidilecektir. Emsal Yargıtay kararları uyarınca; ortaya çıkan imkânsızlık geçici imkânsızlıksa, borcun ifasının önündeki engel ortadan kalktıktan sonra borç yerine getirilebilecek olup sözleşme, tarafların o sözleşmeyi yapmadaki amaçları dikkate alınarak belirlenecek makul bir süre ayakta kalacak ve bu süreç içerisinde edimlerin yerine getirilmesi talep edilemeyecektir. Geçici imkânsızlığa neden olan engelin ortadan kalması için beklenilen bu süreye akde tahammül süresi denir.


Söz konusu akde tahammül süresinin aşılması ve geçici ifa imkânsızlığı halinden kaynaklanan belirsizliğin, taraflardan biri için katlanılması kendisinden beklenemeyecek bir hal alması durumunda ise sürekli ifa imkânsızlığı hükümleri gereğince sözleşme kendiliğinden sona erecek olup bu kapsamda TBK’nın 136.maddesinde yer alan; “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme sözleşmelere uygulanacaktır.


Yargıtay 15.Hukuk Dairesi’nin 27.06.2018 tarih ve 2018/828 Esas-2018/2740 Karar sayılı ilamında; “…Sözleşme kurulurken mevcut olan imkânsızlığın, geçici imkansızlık niteliğinde olması yani imkansızlığın ortadan kalkabilecek nitelikte olması halinde, tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorunu ortaya çıkar. Bu konudaki kural "ahde vefa, söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193-235 sayılı ilamı).

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde: taraflar arasında imzalandığı çekişmesiz olan 02.11.1999 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'ne konu taşınmazın ...-.. Koruma amaçlı imar planında kalması nedeniyle başlangıçta ifa imkânsızlığı söz konusudur. Bu imkânsızlığın ileride ortadan kalkması mümkün olduğundan geçici imkânsızlık niteliğindedir. İmkânsızlığın, tahammül süresi geçmiş olmasına rağmen ortadan kalkmadığı ve taraflara yüklenebilecek kusur da bulunmadığı açıktır. Sözleşmenin ifası için beklenmesi gereken tahammül süresi aşılmış olup, sözleşmenin geçersizliğinin tespitine karar verilmesi ve davacı tarafından sözleşme gereğince davalı yükleniciye devri yapılan 36/1000 oranındaki arsa payının davacı adına tesciline, zarar talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.” şeklinde karar tesis etmiştir.


Sonuç olarak; Covid-19 salgını geçici imkânsızlık kapsamında değerlendirilebilecek bir imkânsızlık olup bu kapsamda somut olayın özellikleri dikkate alınarak tarafların bekleyebileceği ahde tahammül süresi içerisinde imkânsızlığın ortadan kalkması beklenilecek olup bu süre içerisinde edimlerin ifası talep edilemeyecektir. Fakat bu sürenin aşılması ya da bu süreye uyulmasının taraflardan biri için beklenilmeyecek bir hal alması durumunda ortada sürekli imkânsızlıktan bahsedilecek olup bu durumda TBK 136 uyarınca sözleşme kendiliğinden sona erecek olup sözleşmenin sona ermesinde kusuru bulunmayan borçlunun zarardan herhangi bir sorumluluğu doğmayacaktır. Fakat TBK Madde 136/3 uyarınca; Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmezse ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa bundan doğan zararları gidermekle yükümlü olacağını belirtmek isteriz.


D.2.Covıd-19 Salgınının Aşırı İfa Güçlüğü Olarak Kabulü Halinde Sözleşmelere Etkisi:


Aşırı ifa güçlüğü TBK’nın 138.maddesinde yer almakta olup, bu maddede; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” şeklinde düzenleme mevcuttur. COVID-19 salgını, TBK’nın 138. maddesi kapsamında aşırı ifa güçlüğüne sebep olursa borçlu, hakimden sözleşmenin yeni şartlara uyarlanmasını isteme veya uyarlamanın mümkün olmadığı halde ani edimli sözleşmelerde sözleşmeden dönme, sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkına sahiptir.


E- COVİD-19 SALGINININ ORTAYA ÇIKMASI SONRASI AKDEDİLEN SÖZLEŞMELERDE İFA İMKÂNSIZLIĞINDAN ORTAYA ÇIKAN SORUMLULUK:


Ülkemizin COVID-19 salgınını önlemek amacıyla aldığı önlemler göz önüne alındığında, bu süreçte yapılan sözleşmeler yönünden bu hastalığın öngörülemezliği gerekçesiyle mücbir sebebe dayanılması ve imkânsızlık savunmasında bulunulması mümkün olmamakla birlikte; salgının sonuçlarını öngörebilecek olan borçlunun, yükümlü olduğu edimin ifası sonradan hastalık sebebiyle imkânsızlaşırsa, TBK’nın 112. maddesi uyarınca kusurlu ifa imkânsızlığından sorumlu tutulabileceği söylenebilir. Ancak hastalığın, sözleşmenin yapıldığı tarihte dahi gerçekleşmesi beklenmeyen sonuçlarının ortaya çıkması ve sözleşmenin ifasını imkânsızlaştırması halinde mücbir sebep savunması tekrar gündeme gelebilecektir.


F- COVID-19 SALGINININ KİRA SÖZLEŞMELERİNE ETKİSİ:


25 Mart 2020’de Meclis’te kabul edilen 7226 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi uyarınca 01.03.2020 ile 30.06.2020 tarihleri arasında iş yeri kira bedellerinin bu dönemlere ilişkin olarak ödenmemesi sebebiyle kira sözleşmelerinin feshedilemeyeceği ve kiracının tahliye edilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu şekilde kira bedellerinin ödenmesine ilişkin ifa zamanı ertelenmiştir. Kiraya verenler söz konusu sürelerin sona ermesiyle birlikte geriye dönük kira bedellerini talep edebilecektir. İşyeri kiralarına ilişkin bu şekilde bir düzenleme getirilmiş ise de konut kiraları yönünden herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.


Av.İrem ARSLAN

4.705 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page